Dev Kanatlar Altında Ankara Maymununun Öyküsü

Kanat açıklığı üç metreye ulaşan kara akbabaların yaşadığı Ankara Soğuksu Milli Parkı’ndan sonra gezimize alt katı yeniden düzenlenerek 15 Şubat’ta açılan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde devam ediyor ve Ankara maymununu tanıyoruz.

Ankara ve çevresi, doğal, tarihi ve kültürel varlıklarıyla bir açık hava müzesi gibi. Yıllardır yaptığım doğa yürüyüşleri nedeniyle aşina olduğum dağları, vadileri, ormanlık alanları ayrı bir heyecan kaynağı olmuştur bana. Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı’nda yaşam alanı bulan kara akbabalar da, Kazan Hıdır Dağı’ndan çıkarılan 9.8 milyon yıllık maymun fosili de. Şimdilik 23 ayrı noktada belirlenen peri bacaları, sütun bazaltlar, volkan tüfleri, taşlaşmış ağaç ormanı gibi doğal oluşum durakları Jeositler de. Oluştuğu zamanın ve olayın belgesi durumundaki bu oluşumlar da tıpkı endemik bitki ve hayvan türleri gibi korunması gereken değerlerdir.

DOĞANIN HEKİMLERİ 

Türkiye’de yaşayan 100 çift kara akbabadan 10 çifti, Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı çevresini üreme alanı seçmiş. Kanat açıklığı üç metreye ulaşan dev kuşlar tek eşli. Kırk yıl yaşayabiliyorlar. Yuvalarını ormanda, tepesi düzleşmiş yaşlı çamların üzerine yapıyorlar. Soyu tükenmekte olan kara akbabalar insana zarar vermezken, en büyük tehlike yine insandan geliyor. Ormanların yok edilmesi, kurt ve tilkilere atılan zehirli etler onları da öldürüyor. Akbabalar, enfeksiyon ve bulaşıcı hastalık kaynağı olabilecek hayvan leşlerini yok ederek doğada önemli bir görev üstleniyorlar. Leşleri koku alarak değil görerek buluyorlar. 340 derecelik görüş açısıyla, insana göre altı kat çözünürlükte, üç boyutlu ve renkli görebiliyorlar. Milli parkta, grup halinde yaptığımız doğa yürüyüşleri sırasında, renkli giysilerimiz dikkatlerini çekiyor olacak ki, bir süre üzerimizde süzülerek uçuyorlar. Kendilerine bir zarar gelmeyeceğine emin olduktan sonra dönerek yükselip, keyifle uçmaya devam ediyorlar. Ülkemizde dört çeşit akbaba yaşıyor. Kara akbaba, kızıl akbaba, sakallı akbaba ve küçük akbaba.

OKYANUS KAPANIYOR

Bu sevimli yaratıkları gökyüzünde kendi hallerine bırakıp, Kazan bölgesindeki kazılarda ortaya çıkarılan fosillere geçmeden önce, üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarının nasıl oluştuğu konusunu, Prof. Dr. Gürol Seyitoğlu (Ankara Üniversitesi Jeoloji Bölümü) şöyle özetliyor: “Bu jeoloji haritasında yeşil renkle gösterilen bir kaya topluluğu (dağlar) var. Bu kaya topluluğu aslnda daha önceden var olmuş ve şimdi kapanmış olan bir okyanusun kalıntısı. Biz buna neo-tetis diyoruz. İzmir’den Eskişehir, Ankara Elmadağ ve Eldivan arasından geçiyor. Çorum civarında bir yuvarlak yapıyor, tekrar Sivas, Erzincan üzerinden doğuya doğru, İran’a doğru gidiyor. Batıda ise onun devamı Yunanistan tarafında. Şimdi bu okyanus kapandıktan sonra sistem, bizim Eosen dediğimiz bir dönem var, o dönemden (40 milyon yıl) sonra kara haline geliyor. Anadolu önceden bütün değil, parçalıymış. Okyanus kapanırken bu parçalar birleşiyor. Daha sonra bizim genç tektonik dediğimiz hadiselerle, Arap levhasının Anadolu’ya çarpması, kuzey Anadolu fayının oluşması, Doğu Anadolu fayının oluşması, Anadolu levhası batıya doğru hareket ediyor. Bu arada sistem tekrar, göl havzalarını da parçalıyor faylarla. Kazan’ın olduğu yerlerdekiler okyanus kapandıktan sonra oluşan gölsel çökeller diyelim.”

ANKARA MAYMUNU

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin alt katı yeniden düzenlenerek 15 şubat 2013 günü ziyarete açıldı. Ankara bölümünde 10 milyon yıllık fil, zürafa, at, dev kara kaplumbağası, maymun gibi bugün soyu tükenmiş memeli hayvan türlerine ait fosiller de sergileniyor. 1995 yılında, Ankara- Kazan- Delikayıncaktepe kazılarında gün ışığına çıkardığı kuyruksuz maymungillere ait, Ankara yöresine özgü maymun fosilinin öyküsünü, Ankara üniversitesi DTCF Antropoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Berna Alpagut anlatıyor: “Ankara Üniversitesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi işbirliğiyle devam etmekte olan kazılardan elimize geçen çok önemli bir fosil. Bir dişi kuyruksuz maymuna ait bu yüz iskeleti günümüzden 9,8 milyon yıl öncesine radyometrik olarak tarihlendi. Ankara maymunu, bugün Afrika’da yaşayan goril ve şempanze ile Güney Asya’da yaşayan ‘orang-utan’ın ortak biyolojik özelliklerini bir arada gösterdiğinden önemlidir.
Anadolu’da evrimleşmelerini geçiren kuyruksuz maymungillerin farklı zaman dilimlerinde yaşamış olanları da mevcut, örneğin günümüzden 15 milyon yıl eskide yaşamış kuyruksuz maymun türlerine Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesi Paşalar köyündeki kazılarda ulaşıyoruz. Anadolu’daki örneklerin dünyadaki benzerleri arasında önemli bir yeri var, o da, yörelerine özgü olmaları ve biyolojik evrimlerini bu topraklarda geçirmiş olmalarından kaynaklanıyor.

GEN HAVUZU GİBİ

Anadolu yarımadası, jeoloji tarihinde levha tektoniği olarak bilinen hareketler sonucu Afrika- Avrupa- Asya kıtaları arasında bir kara köprüsü oluşturur. Anadolu yarımadası birçok canlı türün göçlerine ve karışan gen havuzlarından evrimleşmelerine, yeni türleşmelerine sahne olmuştur. Bugün Pakistan- Hindistan sınırında çok önemli fosil kalıntılar gün ışığına çıkarıldı ve bunlar Ankara Kazan çevresindeki fosillerle önemli benzerlikler gösteriyor. Sonuç olarak, yaşadığımız çevrenin doğal tarihini öğrenmek için zaman tünelinde bir yolculuk yapmak gerekiyor. Bugün tükenmiş olan habitatlar ve canlı türlerin yerinde bizler yaşıyoruz, yarınsa başka kuşaklar yaşayacak. O zaman misafir olduğumuz bu toprakları yıpratmadan, tüketmeden kullanarak geleceğe devretmek zorundayız. Her şeyin sadece insan için olmadığı bir başka deyişle insan-merkezci bir düşünceyle artık sürdürülebilir bir yaşam elde edilemeyeceği gerçeğini görmek ve kabullenmek zorundayız. Aksi takdirde geçmişten de alınacak dersler olduğu gibi, türümüzün yok olmasına seyirci kalacağız.”

Kaynak: Yeni Asır